Çarşamba, Kasım 06, 2013
Sorunların göbeğine doğmuştuk.Ne zordu tanrım çözmek. Ne kadar yüksekti dalların, küçücük boylarımızla yetişemezdik...
Ruhumuz iyileşse bedenimiz iyileşmezdi. Ne kolay bozulur, ne de zor tamir ediliriz Tanrım.
Yetmez gibi kendi sınavımız, çözemeyen ellerin de bizzat sınavıydık.
Ne zordu tanrım çözmek..
Acılardan geçer notlarımızı yazdırdık diplomalarımıza. Birbirimizin, kendimizin gazileri, şehitleri olduk.
Madalyalarımızı dallarına mı asacaksın Tanrım? Sorunların göbeğine doğanlara mı seyrettireceksin...
Glen Hansard - Say it to me now
Dün kardeşimden kopyaladığım filmler arasında,henüz izlemediğim, sona kalmış, ilk
bakışta pek te hoşuma gitmeyeceğini düşündüğüm bir filmi sırf can sıkıntısından
izlemeye başladım.Merak edenler için: adı After Life.Türkçesi Diriliş.Filmi anlatmayacağım
ve övmeyeceğim ama öldüğünü zanneden kadının,hayattan ne istiyordun sorusuna ‘sevgi’
yanıtını vermesi,karşılığında ‘zaten seviliyordun, nişanlın Paul seni seviyordu
denmesi üzerine verdiği cevap çok çarpıcıydı. ’Annem…Küçükken,birini sevmenin insanın
canını acıttığını öğrenmiştim.Bu yüzden kimseyi sevmemeye karar verdim.Böylece
canım hiç acımayacaktı. Paul’u sürekli kendimden uzaklaştırdım. O’nu sevmediğimi
düşündü.Sevdiğim tek kişi oydu ama hiç söyleyemedim…
Benzer duygu ve düşünceleri ben de taşıdım. Sevgiyi,
evliliği çok sorguladım,korktum.En güzel anların,en güzel duyguların içine ettiği çok oldu korkularımın.Şu anki ilişkimi daha yeni başlamışken sırf bu
yüzden,ortada bir sebep yokken, bitirmeye kalkıştım.İyi ki beni bu hatadan döndürmüş.İyi ki hala hayatımda diye şükrediyorum şimdi.Sevgiyi ailemizde
öğrenememek büyük şanssızlık.Birbirini sevmeyen eşlerin çocuğu olmak…Annem gibi
olmak istememek,korkmak,korkmak…
Nerede kalmıştık.Zihnimiz bizi hasta ediyor demiştim ama
durun, çok ta geç kalmış sayılmayız çünkü zihnimiz bizi iyi de edebilir.
Size Dr. David Burns’un İyi Hissetmek adlı kitabını
öneriyorum.Hem bizzat faydasını gördüğüm için, hem konusunda en iyiler arasında
ilk sıralarda olduğu için, hem kitabın amacı olan bilişsel davranışçı terapi bir
çok psikolojik rahatsızlıkta kullanılıyor ve işe yarıyor olduğu için.
Bu kitap bir kişisel gelişim kitabı değil.Psikologların
danışanlarına önerdiği bir kendine yardım kitabı.Okuyun,okutturun. İyi hissedeceğinize
bahse girerim.
Şu linkteki yazıyı okumanızı rica
ediyorum: http://blog.alialtansaka.com/2009/03/27/tum-hastaliklarin-zihinsel-nedenleri/
Kardeşimin migreni var.Yakında
nörolojik muayeneden geçecek ve daha ciddi bir şey olmaması için dua ediyorum.Ona
psikolojik olarak nasıl yardımcı olabileceğimi araştırırken linkteki yazıyla karşılaştım. Okuduktan sonra sizlerle de paylaşmaya karar verdim çünkü zihnimiz bizi hasta ediyor ve ben de bunu bizzat yaşadım.Artık tedavisi
olmayan bir bağışıklık sistemi hastalığına sahibim: Myasthenia Gravis.
Bilenler ne illet bir şey olduğunu
bilir ama bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim. Kelime anlamı kas
zaafı.Beyinden sinire geçen hareket emrinin, sinirden kasa geçerken
aksaması. Sebebi sinirden kasa hareket emrini ileten hücrelerin, bağışıklık
sistemince tehtid olarak algılanıp yapısını bozacak antikor üretilmesi. Sonuç
olarak iletinin kasa tam geçememesi sonucu, göz kapaklarında düşme, gözlerde
yana kayma ve çift görme, yutkunmada çiğnemede zorluk, hatta ilerlediği
durumlarda diyafram kasını da etkileyerek, nefes almanın da güçleşmesi ve ölüm
tehlikesini de barındıran,başlama sebebi bilinmeyen ve tam iyileşme tedavisi
olmayan bir hastalık maalesef.
En etkili tedavisi bağışıklık
sisteminin baskılanması ve vücutta bu hücreleri üreten timüs bezinin ameliyatla
alınması ile oluyor ki ben de iki yıl kortizon kullandım ve son iki senedir de timüsüm yok. Sonuç olarak normal insanlar gibi olmuyorsunuz artık.Onlar hasta olmamak
için bağışıklık sistemini güçlendirirken,sizinki güçlendiğinde siz hasta
oluyorsunuz.
Hastalığımın ortaya çıkmasından
önceki yakın dönemde, üst üste çok zor şeyler yaşadım.Ayrıntılarına girmek
istemiyorum ama maddi, manevi, ailevi, ilişkimle alakalı, en basitinden yeme
içme barınma gibi zaruri ihtiyaçlarımla alakalı ciddi yoksunluklar yaşadığım
bir dönemdi.Tek tutunduğum şey ilişkimdi ama görmemem gereken bazı şeyler
gördüm ve o durumdayken de kaldıramadım.Bir hafta boyunca yataktan
çıkmamış, yememiş, sürekli ağlamış,ölmek istemiştim.O hafta sonunda bir sabah
önümü göremiyordum.Aynaya baktığımda sağ gözüm yarıya kadar kapanmış ve sağa
kaymıştı. Evet. Başarmıştım. Artık istesemde net göremeyecek hale getirmiştim
kendimi. Görmez olaydım diye ağlarken, evet, başarmıştım.O an aynada kendime
bakarken,içimden geçen sadece buydu...
Linkteki yazıda timüse denk
gelirseniz,ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.Sağlıkla kalın…
İyi hissetmek demişken…
Gerçekten ihtiyacı olan birine yardım etmek kadar beni iyi
hissettiren bir şey yok. Yani ikileme düşmeden beni her halükarda iyi
hissettiren nadir bir şey bu. Uyumak için uzandığımda,'bugün elimden gelen her
türlü gerçek iyiliği yapabildim' diyebilmenin verdiği rahatlık ve huzur,korku ve
kaygılarımdan beni uzaklaştırıyor, iyi hissettiriyor. Komşuma yazdığım mektup
sonrası elimden geldiğince bunu deneyimlemeye koyuldum.
Geçen sabah anneannem için papatya çayları ve bahçeden
kopardığım tomurcuk beyaz gül ile, üniversite kitaplarımdan uygarlık tarihi
kitabını da dedeme götürmek için yanıma alarak anneannemi ve dedemi ziyarete gittim. İki aydır yan
apartmanda olmama rağmen neredeyse bayramdan bayrama yüzümü görmüş olan
anneannem beni gördüğüne sevinmişti.
Uyduları donmuş, iki gündür televizyon izleyemiyorlardı.Fişini
çekip takmanın yeterli olacağı sorunu çözememişler, deprem lambasının radyosuyla
sıkıntılarını geçirmeye çalışıyorlardı. Televizyonu düzelttiğimde çok
rahatlamışlardı.iki yaşlı insanın tek eğlencesi televizyondu ve evdeki
sessizlik anneannemin zihnini iyice yormuştu. Düşünmekten bitap düşmüş,kendi
kendini de olur olmaz şeylerle üzmüştü.Çay eşliğinde yaptığımız sohbet
ve onu teskin edici konuşmalarım onu rahatlatmıştı. Gülü vazoya koyarken ‘ne
sevdiğimi nasıl da biliyorsunuz.Dedenin getirdiği yeni solmuştu, yerine seninki
geldi’ derken gülümseyişi beni de çok iyi hissettirdi.
Dedem ise merakla kitabı karıştırmaya koyuldu.’İlk insanlar
da var mı?’ diye sordu, ’evet’ dedim. ’Dünyanın oluşmasından ikinci dünya
savaşının sonuna kadar var dede.’ 'Ooo' dedi.'İyi,iyi.' Dedem tarihi çok sever.
Sonra anneannem uzun zamandır ilk kez canının makarna
istediğini soyledi.'Sen güzel yapardın' dedi. Tabi ki yaptım ve afiyetle yedik. Ben
mutfağı toparlarken elinde ruj şeklinde bir çakmakla yanıma geldi.Bu kız
kardeşimin çakmağıydı. Bayram ziyaretinde orada unutmuş olacaktı.
‘Kızım’ dedi. ‘ben bunu buldum.Ruj desen değil, parfüm desen
değil, kötü de kokuyor.Bu nedir?’ dedi.Elime alıp çaktım ve ‘bu bir çakmak
anneanne’ dedim.Yüzünden geçen sayısız ifadeden sonra gülerek ‘Allah razı olsun
kızım. Ben de neler düşündüm, kendimi üzdüm.Koklayınca kötü bir madde mi
kullanıyorsunuz, bu ne acaba diye içim içimi yedi’ dedi. Ben de güldüm ve bundan
sonra kafasına bir şey takıldığında,bir şey bozulduğunda kendini üzmemesini,ve
beni çağırmasını söyledim.
Eve giderken, ‘sen bugün beni çok mutlu ettin,çok
rahatlattın’ dedi anneannem.E ne kadar iyi hissettiğimi tahmin edersiniz…
Daha
sonra, trafik kazası geçiren yeğenime moral vermek, hastanede boşandığı ve
nefret ettiği eşiyle mecburen bir arada kalmak zorunda olan dayıma moral
vermek, yeğenimin annesiyle görüşmediğini zannederken aksini öğrenmesi yüzünden
yaşadığı öfke ve oğlunu suçlamasıyla ilgili akıl vermek, şehir dışında üniversiteye
giden, bir türlü para yetiremeyen,sevgilisi terk ettiği için,arkadaşı küstüğü
için, sürekli baş ağrısı çeken kardeşimi teskin etmek, moral vermek, akıl
vermek,kasaplardan artık etleri toplayıp hayvanlara vermek, şehir dışında para
kazanma mücadelesi veren nişanlıma bolca
sevgi ve işle ilgili fikir vermek gibi tüm iyiliklere giriştim.
İYİ
HİSSEDİYORUM.Benim gibi yıllardır depresyon ve kaygı şikayetleriniz varsa,onu
boşverin İNSANSANIZ,size de iyi geleceğini düşünüyorum.
Sevgi
harika bir şey ve sevgi iyilik demek.Unutmayın gerçek sevgi gerçek ihtiyaçlara
cevap verir.Doğru olana hizmet eder.İyilik böyle oluşur.Kötü olana yüz
vermez,yanlış olana prim vermez.
Bazen
kendini iyileştirmek,başkalarını iyileştirmekle oluyormuş.Sevgiyle kalın…
Salı, Kasım 05, 2013
Çocuklar konusunda çok hassasım.Hele ki bilinçsiz anne
babaların çocukları konusunda daha fazla hassasım çünkü ben de onlardan
biriyim.Küçük yaşta büyüklerini değerlendirebilecek, yönlendirebilecek bilince
sahip olmayan her çocuğun korunmasızlığı, maruz kaldıkları, tüm hayatlarını
etkileyecek sorunlar yaşamaları beni çok etkiliyor.Ve maalesef yine bu çocuklar
aynı biliş ve duyguyla benzer ebeveynlere dönüşebiliyorlar.Hele ki bizim gibi
bilinçsiz ve eğitimsiz toplumlarda.
İki aydır annemle oturuyorum. Üst dairede ekseriyetle çocuğuna bağıran, öfke nöbetleri geçiren bir anne ve ağlayan bir çocuk var. Bu sesler
bazen uykumdan bile uyandırıyor beni.Bu kötü durumu oluşturan mikro makro her
şeye duyduğum üzüntü ve öfke giderek büyüyor içimde. Bir şeyler yapmak istiyorum. Her
seslerini duyduğumda kendimi çocuğun yerine koyuyor, kendi yaşadıklarımı
hatırlıyor ve kahroluyorum. Annemin şimdilerde ‘ben çok cahil,çok bilinçsiz bir
anneymişim’ diyerek vicdan muhasebesi yapabiliyor olması nispeten iyi bir şey
olsa da,geç kalınan çok ciddi şeyler var artık. Benzer şeyleri başka çocuklar
yaşamasın istiyorum.
Komşuma bir mektup yazdım.Yaşanılan durumu her duyduğumda ne
kadar etkilendiğimi, ama bunun önemli olmadığını, önemli olanın kendisi ve
çocuğu olduğunu söyledim.
Çocuğunun çok yaramaz olduğunu düşünmesi, herkesin çocuğuna
bağırıyor olması, belki kendisi de dahil tanıdığı tüm çocuklara benzer şekilde
davranılıyor oluşu, bilgisizlikten gelen çaresizlikle tek çözümün bu olduğunu
zannetmesi gibi sebeplerle bana da benzer şekilde davranmış olan annemin vicdan
azabı çektiğini, benim ise psikolojik, psikiyatrik, hatta nörolojik birden fazla
hastalıkla baş etmeye çalıştığımı yazdım.
Anne olmanın büyük sevgi sabır ve bilgi gerektiren bir
sorumluluk olduğunu,ve sorunlarının yine sevgi sabır ve bilgiyle çözülmesinin
çocuğunun hakkı olduğunu ve bence de büyük sevap olduğunu söyledim.
Kapılarına bıraktığım bu anonim mektuptan sonra,aynı sesleri
neredeyse hiç duymuyorum.Kendimi ne kadar iyi hissettiğimi anlatamam…
Etiketler:
anne,
çocuk,
iyi hissetmek,
mektup
Yaşadığım bu deneyim sonrası günlerce hatta yıllarca
perdelere, tahta yüzeylere, banyo mutfak seramiklerine, kısacası manipülatif
her türlü yüzeye baktığımda çeşitli korkunç surette görüntüyle bakıştım. Yine
ayrıntıları yazmak istemiyorum.Olay sonrası yakın dönemde gecelerce uyuyamadım.
Panik ataklar yaşadım,ölüyorum zannettim. Beş vakit namaza başladım.Yemeden
içmeden kesildim, aşırı kilo verdim. Yalnız yatamaz, hatta kalamaz hale
geldim.Zaman geçtikçe panik atakların yerini daha hafif kaygılar aldı.Namazı
bıraktım. Hatta genel olarak dini de. İnanç konusunda şu an hangi durumda
olduğum başka bir yazının konusu olabilir ama bu konuda belirtmem gereken şu ki
inançlarım o kadar hastalıklıydı ki beni daha fazla korkunun içine çekmekten başka
işe yaramıyorlardı.
Uykusuzluk, kaygı ve depresif şikayetlerim sebebiyle
başvurduğum psikolog ve psikiyatrist, bu durumdan da bahsetmem üzerine bipolar
bozukluk üzerinde yoğunlaştılar ve antipsikotik ilaç kullanmaya başladım. Uyku,
kaygı, zihinsel ve bedensel yorgunluk şikayetlerimle ilgili faydasını da gördüm ama eş zamanlı olarak diyet yapmam ve spor salonuna gitmeme rağmen iki ay gibi kısa
bir sürede yirmi kilo aldım.Şişman olmakla baş edemeyeceğimi anladığımda ilacı
bıraktım.
Bu konudaki araştırmalarıma devam ettikçe halüsinojene bağlı
psikotik bozukluk yaşadığımı anladım.Yani algıda kalıcı bir bozulma oluşmuştu
ve ben kimyasal bir etki olmadan da bu zihin cehennemine maruz kalacaktım.Tedavisi
ise yine antipsikotik ilaçlarla yapılıyordu.Kilo almamak için kendimi zihinsel
olarak teskin etmeye çalışıyorum ama gerçekten çok zorlanıyorum.
Kötü…En kötüsü de bazıları bunun bir bozulma değil de bir
değişme olduğunu düşünüyor.Algı kapılarının açılması,farklı boyutların
algılanması gibi.Eğer benim gibi ruha ve Tanrıya inanıyorsanız yaşadığınız
korku da daha büyük olabiliyor.
Durumu iyi kötü izah etmeye çalıştım. Sonuca gelecek
olursam; ne olduğunu bilmediğiniz maddeleri kullanmayın! Bilseniz dahi kullanmayın! Hiçbir surette kullanmayın arkadaşlar! Hele ki
benim gibi travmatik bir geçmişiniz, karamsar bir zihniniz, hassas bir yapınız,
korkuya dayalı inançlarınız, psikolojik ve/veya psikiyatrik bir rahatsızlığınız
varsa hiç denemeyin. Bir kereden bir şey olmaz derken bağımlı olabilirsiniz! Benim
gibi bir kereden fazla kullanmamış ta olabilirsiniz ama bu dahi sizi kurtarmaya
yetmeyebilir! Benim gibi kalıcı bir bozuklukla bir ömür geçirmek zorunda
kalabilirsiniz…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)